18.2.16

Tarihin en saçma kararlarından biri.


Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), akciğer kanseri olan hastaların ilaç parasını ödemek için ‘hiç sigara kullanmamış’ olması şartını getirdi.


Bu açıkça ayrımcılıktır, sigara içenlere peşinen siz ölün kardeşim yok size tedavi medavi demektir. Ayrımcılık aldı başını yürüdü de buralara kadar geleceğini hiç tahmin etmezdik değil mi?

7.11.14

Kendisini ısıtarak kanseri yenen doktor!


Alman doktor Robert Gorter, 1976 yılında tıp fakültesini yeni bitirdiği günlerde kansere yakalandı. Kendisine aşama 4 testiküler kanser tanısı kondu. Hocalarının dediğine göre üç aylık ömrü vardı. Ama o buna inanmadı. Kemoterapi ve radyoterapi gibi geleneksel tedavi yöntemlerine de inanmıyordu. Bir doktor olarak ateşin bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkisi olduğunu biliyordu. Zira o sebepten hastalanınca ateşimiz yükselmiyor muydu? Kararını verdi. Ateşini bilinçli olarak yükselterek ve bağışıklık sistemini kamçılamasıyla bilinen ökse otu ekstresini kendi kanına şırınga ederek bir tedavi uygulayacaktı. Umutsuzluk nedir bilmemesi ve pozitif düşünme yöntemlerinin de katkısıyla kanseri bir yıldan az bir sürede yendi. Sonra hayatını bu tekniği bütün kanser hastalarına uygulamaya adadı. Yaklaşık 30 yıldır, kurucusu olduğu Köln Tıp Merkezi’nde ateş yani hipertermi tedavisiyle, en ağır kanser vakalarına umut olan Dr. Gorter ile tedavi yönteminin ayrıntılarını konuştuk.
ÜRÜN DİRİER
Bulduğunuz bu tedavi yönteminin mantığı neye dayanıyor?
Tıbben şunu biliyoruz ki, vücut ateşlenmeye başladığında bağışıklık savunma ordusunun tümü faal hale geçer. Hafif bir ateş dahi vücutta aktif bir şekilde dolaşan bağışıklık hücresi sayısını iki katına çıkartır.
Ama biz tam tersine ateşlenmeyi kötü olarak biliyoruz ve hep ateşimizi düşürmeye çalışırız hastalandığımızda…
Tam tersidir gerçek. Yeni doğan bir çocuk hayatının ilk yılında ortalama yedi viral enfeksiyon geçirir ve çocukluğu süresince de ateşlenmeye sebep olan diğer hastalıklara yakalanır. Bu ateş evreleri, onu gelecekte karşılaşacağı kanser gibi hastalıklardan koruyacak olan bağışıklık sisteminin gelişimini başlatır.
Öyleyse kanser hastalarının sağlıklı insanlara kıyasla bir ateşlenme problemi mi oluyor genellikle?
Kansere yakalanan hastaların ateşlenemediklerini görürüz. Son birkaç yıldır sık sık üşüdüklerini, el ve ayaklarının buz kestiğini söylerler.
Kanser hastaları teşhisten önce başka ne tür belirtiler gösteriyorlar?
Kanser hastaları genelde hiç hastalanmadıklarını dile getirirler. Bu hastaların iç sıcaklıkları sağlıklı insanlarınkinden ortalama 0.5 derece daha düşüktür. Hastalar kısa boğaz ağrıları çekebildiklerini, soğuk algınlığı yaşayabildiklerini ancak buna hiçbir zaman ateşin eşlik etmediğini söylerler. Ayrıca ateşlenecek bile olsalar hemen aspirin, tylenol ya da antibiyotik kullanırlar. Bu ilaçlar da ateşi baskılayarak, ateşlenme sisteminin kalıcı olarak bozulmasına yol açar.
Normal iç ısımız ne olmalı ve kanser hastalarında bu nasıldır?
Tüm kanser hastalarında iç sıcaklık 36.4 derecedir ki bu sağlıklı insanlarınkinden 0.5 derece daha düşüktür.
38.8 DERECENİN SIRRI
Peki merkezinizde nasıl bir tedavi uyguluyorsunuz?
Vücut ısısı 38.5 dereceye ulaşınca, bağışıklık sistemi alarm durumuna geçer. Bu sıcaklıkta, kandaki bağışıklık kimyasalları altı saatte iki katına çıkar. Kanser hastalarındaki bağışıklık sistemini tekrar harekete geçirmek için, tüm beden hipertermisi uyguluyoruz. Yani tüm bedeni 39 hatta bazı durumlarda 40 dereceye kadar ısıtıyoruz. Kanserli bölgeye lokal sıcak uygulaması da uyguluyoruz ki bu da 42 derecelik ısı ile yapılıyor. Bu durumda kanser hücreleri öldüğü gibi etraflarındaki sağlıklı hücreler hiçbir zarar görmezler. Isıtmayı infrared lambalarla yapıyoruz. Bugüne kadar yapılan araştırmalar kanser hücrelerinin 38.8 derecede ölmeye başladıklarını ve 42 derecede neredeyse tüm kanser hücrelerinin yok edildiğini göstermiştir.
Gençliğinizde siz nasıl ısıtmıştınız bedeninizi?
Ben haftada iki gün 42 derecelik sıcak suyun bulunduğu bir küvete giriyordum. “Sadece ateş yaratarak tüm hastalıkları tedavi edebilirdim” demiş Yunan doktor Parmenides milattan önce 500’lerde… Ateş ve sıcak terapisi antik çağlardan beri bilinir. Romalıların sıcak sülfür banyoları, Fin hamamları, Avrupa ve Amerika SPA uygulamaları, Japon jakuzileri, Kızılderili terleme çadırları ve dünya çapındaki terapi amaçlı kullanılan sıcak su kaynakları bunun bir göstergesidir. Isıtma haricinde kanıma ökse otu ekstresi şırınga ediyordum ki bu bitki bağışıklık sistemini güçlendiren çok önemli bir bitkidir. Günümüzde de Almanya, İsviçre, Avusturya ve Orta Avrupa’daki kanser hastalarının yaklaşık yüzde 70’i ökse otunu kullanır.
YAN ETKİSİ YOK
Peki kemoterapi ya da radyoterapi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Belki farkında değiliz ama hepimizin kanında daima kanser hücreleri dolaşıyor ve bağışıklık sisteminiz sürekli olarak onları yakalayıp öldürüyor. Kemoterapi ve radyoterapi ise bağışıklık sistemini güçsüz bırakıyor ve hastayı bitkinleştirip daha da hasta ediyor. Benim yöntemim yan etkisiz bir tedavi yöntemi ve diğer tedavi yöntemleriyle bir arada kullanılabilir.
Bir de aşılama yöntemi kullanıyorsunuz hastanenizde, o nedir?
Evet, hastanın kanından bağışıklık sistemini harekete geçirme özelliği olan dendritik hücreleri alıp çoğaltarak geri enjekte ediyoruz.
Ateşlenmek kanseri nasıl yeniyor, biraz da mantığını anlatır mısınız?
Kanser hücresinin bağışıklık sisteminden saklanmak yani kendisini perdelemek, dolayısıyla da yakalanmaktan kurtulmak gibi bir becerisi de vardır. Tüm beden ateş terapisi ve lokal hipertermi bu perdeleme mekanizmasını engeller. Sıcaklıktaki her bir derecelik artış, laktik asit üretimini kanser hücresinin boğulmasına yetecek kadar arttırır. Kanser hücreleri tüm enerjilerini ortaya koyarak kendilerini bekleyen ölümle savaşmayı deneyecekler, dolayısıyla da kaçıp kurtulma mekanizmasını indireceklerdir. Kanser hücreleri kaçış mekanizmalarını indirdiklerinde, çıplak kanser hücrelerini artık çok daha kolay gören dendritik hücreler tarafından rahatça saptanırlar ve bağışıklık sistemi ajanlarınca öldürülürler.
UYKU DÜZENİNE DİKKAT
Kanserin sizce en önemli nedeni nedir?
Pek çok neden bir araya geliyor ancak bence vücut ritmi çok önemli. Kanser hastaları son birkaç yıldır düzenli uyku uyuyamadıklarını söylerler. Hemşire veya fabrika işçisi gibi vardiyalı çalışanlar ya da sık sık uzun mesafe uçup saat farkını yaşayanlar veya düzensiz uyku alışkanlıklarına sahip olanların kanser oranları daha yüksektir. Örneğin kadın havayolu çalışanlarında nüfusun geri kalanına kıyasla iki katı daha fazla meme kanseri vakasına rastlanır. Tabii bu kuzey-güney uçuşlarında değil, saat farkının yaşandığı doğu-batı uçuşlarında geçerlidir.

18.11.11

Tomografide kanser şüphesi



Tomografide kanser şüphesi2008'den bu yana kadınlarda görülen tiroit kanseri yaklaşık 3 kat arttı. Dünyada fazla görülmeyen bu kanser türünün Türkiye’deki artış nedeni bilinmiyor ama İstanbul’daki MMOF Kongresi’ne katılan uzmanlar, genç yaşta ve gereksiz yere çektirilen tomografileri işaret ediyor.

Akdeniz Çok Disiplinli Onkoloji Forumu (MMOF) Kongresi'nin Genel Sekreteri Prof. Dr. Gökhan Demir, “Kadınlarda tiroit kanserinde bir artış var ama nedenini kimse bilmiyor. Radyasyon mu, Çernobil’in etkisi mi, erken yaşta ve gereksiz yere çektirilen tomografiler mi belli değil ama bu kanser türünde ciddi artış olduğu bir gerçek” dedi.

Türkiye’nin kanser profilinin değiştiğini belirten Prof. Demir, “Tiroit kanseri sıklığındaki bu artış beklediğimiz bir şey değil ve neyle alakalı olduğu bilinmiyor. Sağlık Bakanlığı’nın 2008 yılı verilerine baktığımız zaman kadınlarda tiroit kanserinde aşağı yukarı 2,5-3 kat artış olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

GEREKSİZ TOMOGRAFİ ÇEKTİRMEYİN

Tiroit kanserinin radyasyona maruz kalmayla alakalı olabileceğini ifade eden Demir, gereksiz tomografi çekimlerine vurgu yaptı ve “Özellikle Türkiye’de genç yaşlarda gereğinden fazla ve kontrolsüzce tomografi çekimi yapılıyor. Onlar da bu tür tümör riskini artırabilir. Ancak tiroit kanserinin neden arttığının incelenmesi ve üzerine gidilmesi gerekiyor” dedi.

DÜNYADA AZALIYOR, TÜRKİYE’DE ARTIYOR

“Özellikle genç yaşlarda radyasyona maruz kalmamak için çok mecbur olmadıkça tomografi çekiminden uzak durmak gerekiyor” uyarısında bulunan Demir, Türkiye’de meme kanseri seyrinin de dünyadakiyle örtüşmediğinin altını çizdi: “Tiroit kanseri dışında Türkiye’de meme kanseri sıklığı da artıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde meme kanseri sıklığı azalırken, Türkiye’de tam tersi. Bu, bizim kanser taramalarına başlamamızla ve daha çok kanseri teşhis etmemizle de ilgili olabilir ama meme kanseri de son yıllarda önemli bir artış gösterdi.”

TÜRKİYE’NİN KANSER RESMİ DEĞİŞTİ

MMMOF kongresinde vurgu yapılan konulardan biri de Türkiye’nin değişen kanser profili oldu. Prof. Demir, önceki yıllarda doğu tipi bir kanser profiline sahip olan Türkiye’nin artık batı tipi kanser profili çizmeye başladığını söyledi. Demir’e göre, bu değişimde batı tarzı yaşam biçiminin payı büyük:

“Batı tipi kanser profilinde özellikle kalın bağırsak, rektum, prostat ve meme kanseri artış gösteren tümörlerdir. Bunların hepsi Türkiye’de de artıyor. Kolon ve rektum kanserleri, hem kadınlarda hem de erkeklerde mide kanserlerinden daha fazla görülür oldu. Türkiye’de sigara kullanımına bağlı gelişen akciğer kanserinde de artış var. Ama Türkiye’de mide kanseri artık daha az görülüyor, rahim ağzı ve yemek borusu kanserlerinin de sıklığı giderek azalıyor. Yani Türkiye’nin kanser resmi değişti. Doğu tipi bir toplumun kanser profilinden batı tipi bir toplumun kanser profiline doğru gidiyor. Bu da toplumsal yaşantımızın batılılaşması ile alakalı bir durum. Diyet alışkanlıklarımızın değişmesi, daha çok işlenmiş gıdaları tercih etmemiz, batı tipi yaşam tarzı gibi faktörler bunda etkili oluyor.”

COĞRAFYANIN ORTAK SORUNU: SİGARA

Tütün kullanımına bağlı gelişen kanserler, Türkiye’deki kanser türlerinin büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Türkiye’de sigara içen kadın oranında da artış var. Bunun da akciğer kanserinin artmasıyla sonuçlandığını belirten Prof. Dr. Gökhan Demir, “Sigara, bu coğrafyadaki ülkelerin ortak sorunu. Yunanistan’da da, Bulgaristan’da da, Kuzey Afrika’da da durum böyle. Bu da kanser sıklığını artırıyor” tespitinde bulundu.

KARACİĞER KANSERİNİ AZALTABİLİRİZ

Onkolojinin hem evrensel hem de coğrafik boyutlu olduğunu belirten Demir, coğrafik farklılıklardan birinin de karaciğer kanserinde yaşandığını söyledi. Demir, karaciğer kanserinin Türkiye’de farklı bir mekanizmayla geliştiğini vurgulayarak, “Türkiye’de hepatit B üzerinden karaciğer kanseri gelişiyor, batı ülkelerinde ise hepatit C üzerinden. Hepatit B’den korunmak mümkün. Demek ki biz aşılama, anneden bebeğe geçişi önleme gibi etkin bir koruma sağlayabilirsek, hepatit B zemininde gelişen sirozları ve karaciğer kanserlerini de azaltabiliriz” dedi.

SOSYAL VE EKONOMİK KRİZLERE RAĞMEN KONGREYE İLGİ BÜYÜK

Türkiye’nin onkoloji alanında bölgedeki en iyi ülke konumunda olduğunu ve bölge liderliğine oynadığını vurgulayan Demir, Türk-Yunan işbirliğine dayanan Akdeniz Çok Disiplinli Onkoloji Forumu (MMOF) Kongresi'nin bunun iyi bir örneği olduğunu belirtti. Kongreye dünyanın birçok ülkesinden 500 onkoloğun katıldığını söyleyen Prof. Dr. Gökhan Demir, “Yunanistan, İngiltere, İsrail, Mısır, Amerika, Almanya ve bütün Akdeniz ülkelerinden katılımcı var. Yani savaşlara, sosyal ve ekonomik krizlere rağmen yüksek katılımlı bir kongre oluyor. Bu da Türkiye’nin kendi coğrafyasında bir bölge lideri olmaya başladığının önemli bir göstergesi” ifadesini kullandı.(Ntvmsnbc/Tülay Karabağ)

26.7.10

Melanom'dan korunmak mümkün...



TOV, yani Türk Onkoloji Vakfı "Melanom'dan korunmak mümkün" diye bir kampanya başlatmış. İstanbul'da birkaç yerde billboard'larını gördüm. Geç kalmış ama güzel bir düşünce. Bununla birlikte fazla çocuksu olmuş afişler. Yeteri kadar dikkat çekmiyor.
Ayrıntılara şuradan ulaşabilirsiniz.
Sitedeki bilgileri benim de ameliyatlarımı yapan Prof. Dr. Sıdıka Kurul hazırlamış.

8.4.10

Tomografi Hiroşima gibi!


Vücüdun maruz kaldığı radyasyon Hiroşima’da atom bombasından kurtulan kişilerdeki kadar

Normal röntgenden onlarca kat fazla radyasyon verilmesine neden olan tomografi çekimlerine İngiliz Sağlık Bakanlığı’ndan yasak geldi. Sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesi yasaklandı. Bakanlığa göre, vücüdun maruz kaldığı radyasoyn Hiroşima’da atom bombasından kurtulan kişilerdeki kadar

İNGİLİZ Sağlık Bakanlığı önceki akşam çok kritik bir karara imza atarak sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesine yasak getirdi. Bu yasağa gidilmesine gerekçe olarak tomografi sırasında yayılanve vücuda nüfuz eden radyasyon oranının çok yüksek olması gösterildi. Tomografi çektirmek geçen yıllarda osteoropoz, kalp rahatsızlığı, damar tıkanıklığı ve diyabet gibi hastalıkları önceden tespit edebildiği için sağlık uzmanları tarafından sıklıkla tavsiye ediliyordu. Sağlıklı bireylerin her 5 yılda bir tomografi çektirmesini öneren doktorların bu tavsiyesi üzerine harekete geçen bakanlık tüm vücudu tarayan tomografinin normal bir röntgenden 400 kat daha fazla radyasyon yaydığını tespit edince yasak kararı aldı. Tomografiye sağlıklı giren her 50 hastadan birinin maruz kalınan radyasyon nedeniyle çekim sonrasında kansere yakalandığı belirtildi.

1 tomografi 442 röntgene bedel

Yayınlanan raporda sık tomografi çektirenlerin vücutlarındaki birikmiş radyasyon seviyesinin II. Dünya Savaşı’nda Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarından kurtulanlarla eş seviyede olduğu belirtildi. Sıradan bir röntgen vücudu görüntülemek için tek bir ışın gönderirken tomografide daha detaylı bir görüntü elde etmek için art arda birçok ışın gönderiliyor. 2009 sonunda California Üniversitesi’nde görevli Prof. Rebecca Smith-Bindman’ın 1.119 kişiyi inceleyerek yürüttüğü araştırmada tek bir tomografinin 442 göğüs röntgenine ve 74 mamografiye (meme röntgeni) eş oranda radyasyon yaydığı ortaya çıkmıştı. Uzmanlar tomografideki bu riske karşın MR’ın hiçbir yan etkisi olmadığı konusunda görüş birliğine vardı. MR çekimleri sırasında sadece radyo dalgaları kullanılıyor. Bunlar da insan sağlığına zararsız.

Etkileri 30 yıl sonra ortaya çıkar

* Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

“Türkiye’de bir çok insan tomografi çektiriyor. Hastaya x ışınlarının yani radyasyonun verilmesi kansere sebep olan şeydir. Bunlar vücutta kalıcı olduğu için yok edilemez. Hiç şikayeti olmayan bir kişiyi teşhis edelim diyerek tomografiye sokulmaz. İnsan tomografi çektirdiği anda kanser olmuyor. 30 ya da 40 yıl sonra ortaya çıkıyor.”

* Prof. Dr. Murat Kınıkoğlu

“Diğer tetkiklere göre üstün yönleri var ama kanser riskini artırması büyük bir dezavantaj. Baş ağrısı nedeniyle tomografiye giren 10 bin hastadan birinde beyin tümörü çıkıyor. Zararlı madde X ışınıdır. Tomografilerde, basit röntgen tetkiklerinden 50-200 kez daha fazla X ışını alınır. Küçük yaştakilerde ve hamile kadınlarda radyasyona bağlı kanserojen etki daha çoktur.”

VATAN DIŞ HABERLER

31.3.10

Malign Melanoma'da yeni umut: BRAF geni tedavisi.


Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, ABD’de 5 aydır tedavi görüyor.

Hastalığı, en tehlikeli cilt kanseri kabul edilen ‘malin melonom’. Ailesinin 2 ay önce umudunu yitirdiği sırada, deney aşamasındaki bir gen ilacını kabul eden Özok, sağlığına yeniden kavuşmuş görünüyor. Özok, “Mucize” dediği ‘BRAF geni tedavisini’ Hürriyet’e anlattı.

MALİN melonom, Özdemir Özok’un (65) vücudunda ilk defa 2001’de ortaya çıkıyor. Özok’un, mayıs ayında Türkiye Barolar Birliği başkanlığına seçildiği sırada... O seçimden 3 gün sonra da ameliyat oluyor.

Ankara Bayındır Hastanesi’ndeki ameliyat başarılı geçiyor. Özok, 5 yıl düzenli kontrole gidiyor. Sonunda doktorlar, “Atlattınız, unutabilirsiniz” diyorlar. Ancak geçen yılın mayıs ayında, yine bir Barolar Birliği seçiminde Özok 3. kez başkan seçildikten sonra hastalık birden nüksediyor. Seçimden iki ay, Özok’un ilk torunu Demir doğduktan bir ay sonra; vücudunu sarmış şekilde.

Tedavi yetersiz kalıyor

Özok, yine
Ankara’da tedavi olmayı deniyor. Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nde ilk müdahaleler yapılıyor. Fakat akciğerlere kadar yayılan hastalık hiçbir tedaviye cevap vermeyince, doktorlar, imkânı varsa Houston’daki MD Anderson Kanser Hastanesi’ni denemesini söylüyor.
25 Ekim’de, büyük kızı Ayça Özok ve damadı Çağlar Eren babalarını alıp Houston’a geliyorlar. 300 bin dolara yakın yüklü bir para ödeniyor ve Özok hastaneye yatırılıyor. Yakın bir yerde ev tutuluyor. Düzen oturtuluyor. Sonra çocuklar Türkiye'de
anneleri Neşe Özok’a (60) emanet ettikleri bebekleri Demir’e dönüp, babalarını Neşe Hanım ve kardeşleri Ayşe Özok’a teslim ediyor.

Son 5 aydır Houston’da

Özdemir Özok, şimdi 5 aydır Houston’da. Başlarda kemoterapi ağırlıklı klasik kanser tedavisi görmüş. Ve 3 ay boyunca durumunda yine hiçbir ilerleme olmamış. Hatta başlarda ayağında ufacık bir sivilce büyüklüğünde olan ben, sonra bütün tarak kemiğini kaplamış ve Özok’u yürüyemez hale getirmiş. Bütün hikâye, Özok 2 ay önce hastanenin gen tedavisi programına alınınca değişmiş.

Doktoru da
Kıbrıs Rumu

Özok, şu anda henüz Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onayını almamış bir ilacı kullanıyor. Malin melonom araştırmaları uyarınca kansere sebep olduğu düşünülen BRAF genine yönelik geliştirilmiş bir ilaç. Aileye göre, Özok’un durumu bir mucize. Zira kendilerini test halindeki bir ilacı denemek zorunda kalacak kadar çaresiz hissederlerken, şimdi Özok’a tekrar kavuşmuş gibiler.
İlaç, 21 günlük kürlerle alınıyor. Ve her 21 günün sonunda da kontrole gidiliyor. Özok, Güney Kıbrıslı doktoru Nicholas Papadopoulos’un gözetiminde başladığı gen tedavisinde, bu hafta ikinci kürünü tamamladı. Tedavi toplam 10 kür sürecek deniyor ama ilk iki kürde dahi beklenmedik kadar başarılı olmuş.

Şimdi ağırlık kaldırıyor

Özok, iki ay önce yürüyemiyorken, artık kaldıkları evin karşısındaki Hermann Park’ta her gün 40 dakika yürüyüş yapıyor. Hastalığın başından beri 108 kilogramdan 78 kilograma düşmüş. Ancak şimdi iştahı sağlam. Uykusu yerinde. Hatta fitness salonunda ağırlık çalışacak kadar formda. “Daha ne kadar kalacaksınız” dedim. “O kadar zor günler geçirdik ki, kızar diye doktora sormaya korkuyorum. Ama rakı-balığı çok özledim” diyor.

Faz 3’teki ilaçlar bedava

ABD’de bir ilacın piyasaya sürülebilmesi için Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onayı alması şart. İlaçların test dönemi, “Faz 0”dan “Faz 4”e kadar toplam 5 evreden oluşuyor. “Faz 3” tamamlandıktan sonra ilacın satışına başlanabiliyor. Özdemir Özok’un aldığı, Roche ve Plexxikon firmalarının ortak üretimi ‘PLX4032’ adlı BRAF geni ilacı, “Faz 3” evresinde. Test dönemi olduğu için ilaca ücret de ödemek zorunda değil. Hatta yakın döneme kadar PLX4032 kullananlara üstüne para da veriliyormuş. Ancak ilaç o kadar başarılı olmuş ki, bu uygulama kalkmış. Özok, şimdi sadece tahlil ücretleri ve doktor viziteleri için ödeme yapıyor.

BRAF nedir

BRAF geni cilt kanserinin en önemli nedenlerinden. İlk bulgularda malin melonom hastalarının yüzde 70’inde BRAF’ın mutasyona uğradığı belirlendi. Ancak bunun kanserin sebebi mi sonucu mu olduğu anlaşılamadı. Son verilerle, bu mutasyonun cilt kanserinin en önemli sebeplerinden olduğu belirlendi. Bu yüzden cilt kanseriyle savaşta en öncelikli konu.

Kaynak: Hürriyet.com.tr

6.3.09

Lahana ve brokoli melanomla savaşıyor

Penn State College of Medicine'dan bir grup araştırmacı, brokoli ve lahana gibi turpgillerden sebze ekstreleriyle oluşturdukları bir ilacın, melanoma gelişiminde rol oynayan Akt3 isimli bir proteinin çoğalmasını farelerde %60 oranında durdurduğunu açıkladılar. Bu sebzelerde isotiokyanat ve selenyum bileşikleri bulunuyor. Araştırmacılar insan hücrelerinde de %30 ila %70 başarı elde ettiklerini belirtseler de, bunun bir melanoma ilacı olarak kabul edilebilmesi, tedavilerde kullanılabilmesi gibi konuların önünde yıllar var. Klinik deneyler yapılacak yıllarca, bakılacak edilecek filan... Sen git doğal bir ilaçla kemoculara, şunlara bunlara rakip ol. Olacak iş değil. Ama bizler napabiliriz? Bu sebzelerden bol bol yiyebiliriz. Bunların ekstrelerinden üretilmiş doğal ilaçlar varsa deneyebiliriz.

Ben mesela, bir ara akşamları bir gün pancar, bir gün lahana, bir gün havuç suyu içiyordum. Demek ki iyi yapmışım. Şu an 3 seneyi doldurmak üzereyim. Allaha şükür şimdilik yeni bir oluşum yok.

5.3.09

Bir melanoma tecrübesi daha

Mert, babasının melanomunu ve yaşadıkları acı deneyimleri anlatıyor bloğunda...
melanom.blogspot.com

14.10.08

21.8.08

Cilt kanseri kokusundan da tanınacak!

Ajans France Press'in haberine göre, ABD'li bilim adamları cilt kanserinden yayılan kokuyu tanımlamayı-ayırdetmeyi başardılar ve böylece teşhis-tedavide yeni bir ilerleme umudu ortaya çıktı.

Cilt kanseriyle bağlantılı kimyasal kokuların kimliklerinin tanımlanmasının vücudun taranmasında ve teşhis tekniklerinin geliştirilmesinde çok önemli bir adım olacağı belirtiliyor.

Cilt kanserinin, ciltteki tümörlerin farklı bir kokusunun olduğu biliniyordu. Hatta normal bir ciltte olmasın gerektiğinden farklı bir kokusu olduğu için bazı köpeklerin bu kokuyu algıladıklarıyla ilgili çalışmalar da yapılmıştı.

Kaynak: Yahoo News